ÖZGÜRLÜK YOLUNDA YOK EDİLEN BİR HAYAT: ESMA ULUDAĞ

Bir acı parametresi olsaydı, Esma Uludağ’ın başından geçenler şüphesiz tarihe tanıklık eden en acı hikâyelerden biri olarak yerini alırdı.

O, 17-25 Aralık sonrasında yaşanan hukuksuzlukların ilk kurbanlarından. Çocuğunu Yamanlar Koleji’ne gönderdiği için memur olarak çalıştığı İzmir Karabağlar Kaymakamı’nın hedefi oldu.

Onun hikâyesi 20 Nisan 2015’te sabaha karşı kapısının çalınmasıyla başladı. Ankara’da yürütülen soruşturma kapsamında polisler evine geldi ve gözaltına alındı. 24 Nisan’da tutuklandı, 64 gün Sincan Cezaevinde kaldı. Ardından mesleğinden ihraç edildi. Çocuğunu Hizmet Hareketi’ne bağlı bir okula göndermek, Şifa Hastanesinde tedavi olmak, Bank Asya’daki hesabında 293 lira 28 kuruş para bulundurma suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı.

Eşi Mehmet Ali Uludağ da zabıta olarak çalıştığı mesleğinden ihraç edildi. Hakkında soruşturma açılınca, sekiz ay boyunca bir arkadaşının evinde saklanmak zorunda kaldı. Bu arada evine sürekli polis geldiğinden ailesine zarar gelmemesi için Almanya’ya iltica etmeye karar verdi.

Esma Uludağ da eşinden üç ay sonra yurt dışına çıkma kararı aldı. Özgürlük için önce Ege Denizi’nde, ardından Meriç Nehri’nde şansını denedi. Üç çocuğuyla beraber beş kez nehirleri, denizleri aşma girişiminde bulundu. 25 gün süren Türkiye’den çıkma girişimi sırasında defalarca ölümle burun buruna geldiler. En sonunda sınırın diğer tarafına, Yunanistan’a ulaşmayı başardılar.

Esma Uludağ, yolculuk sırasında bebeğiyle birlikte bir kanala düştüğünde, bedeni suya batmış halde bebeğini havaya kaldırıp ellerinin üzerinde taşıdı. Kendisine eşlik eden bir yol arkadaşının Yunanistan sınırında çektiği videoda kızının “Anne dondum.” çığlıkları hafızalara kazındı.

Aile birleşimi için 6,5 ay bekledikleri Atina’da sekiz defa ev değiştirmek zorunda kaldılar. Sekizinci eve taşındığı gün, eşine mesaj atıp “İyi değilim.” dedi. Üç çocuğuyla yaşadıkları artık ağır geliyordu. Sıkıntı ve strese bağlı olarak vücudunda sivilceler çıkmaya, kalbi teklemeye, bedeni yavaş yavaş uyuşmaya başlamıştı, psikolojisi de iyi değildi. Yeni bir eve taşındıkları günün akşamında önce felç, ardından beyin kanaması geçirdi.

Esma Uludağ, 1600 km uzaklıktaki eşine mesajla durumunun kötü olduğunu bildirdi. Eşi Atina’da ulaşabildiği herkese ulaşmaya çalıştı, “Merak etme, ambulans ayarlıyorum, gelecek” dedi. Ayakta durmakta zorlanan Esma Hanım, sürünerek önce asansöre, ardından giriş katına ulaşarak yine sürüne sürüne apartmanın dış kapısını güç bela açabildi ve olduğu yere yığıldı. Bu sırada cezaevinden arkadaşı Ayşen Albayrak da Yunanistan’daydı, hemen yanına geldi. Onu görünce sevindi. “Çok korktum çocukların yanında bana bir şey olacak da korkarlar diye. Artık gözüm arkada kalmaz sen varsın” dedi.

Ambulans geldiğinde sedyeye kendisi yatan Esma Uludağ, eşinin arkadaşına “Onu çok sevdiğimi söyleyin” diye tembihledi. Esma Uludağ hastanede yarım saat süren müdahaleye rağmen kurtarılamadı. “İlk kez çaresizlik nedir, tam anlamıyla orada öğrendim” diyor eşi Mehmet Ali Uludağ o günü anlatırken.

Gediz Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu’ndan birincilikle mezun olan Esma Uludağ, sıradışı bir başarı öyküsüne sahip. 32 yaşında hayatını kaybeden Uludağ, 2007 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Bölümü’nü bitirdi, 2009’da bu kez Celal Bayar Üniversitesi’nde lisanüstü eğitimi gördü. Bu arada evlendi, memur oldu, anne oldu ama öğrencilikten asla kopmadı. Son olarak Gediz Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu’nu kazandı. Bir yandan Karabağlar Kaymakamlığı’nda çalışıp eğitimini sürdürdü, diğer yandan da annelik yaptı. Bu sırada 3’üncü çocuğunu dünyaya getirdi.

Memurluğa ve anneliğe öğrenciliği ekleyen Esma Uludağ, derslerinde de üstün başarı elde etti. 4 üzerinden 3.89 not ortalamasıyla tüm arkadaşlarını geride bıraktı ve bölüm birincisi olarak diplomasını 8 yaşındaki oğlu Veli Said, 4 yaşındaki kızı Müşerref Zümra ve 38 günlük bebeği Ceyda ile beraber aldı. Diploma törendeki fotoğraf karesi, o günün gazetelerine de yansıdı. “Hem anne, hem memur, hem de dereceli öğrenci” başlığı atılarak Uludağ, Türkiye’de az rastalanan bir kadın modeli olarak manşete çıktı.

Öğrenme ve kendini geliştirme merakıyla bilinen Esma Uludağ iki üniversite bitirmişti, üçüncüsünü ise özgür olmak için yola çıktığı Avrupa’da tamamlamak istiyordu. Yaşasaydı, hukuk okuyup insan hakları savunucusu bir avukat olmak en büyük hayaliydi.

Esma Uludağ’ın 20 Nisan 2015 sabahı bir polis baskınıyla başlayan yolculuğundan geriye üç çocuk, özlem dolu bir eş, hayalleri ve bugün burada sergilenen ‘özgürlük yürüyüşünden’ geriye kalan kendisine ve çocuklarına ait elbiseleri, diplomaları, başarı belgeleri ve gözlüğü kaldı.

Esma Uludağ’ın Tenkil Müzesi Enstalasyon Eşyaları