MERİÇ’İN ALDIĞI BİR ANNE VE ÜÇ ÇOCUK…

Akçabay ailesinin hikâyesi, Türkiye’de Hizmet Hareketi mensuplarına yapılan baskıların ve yaşatılan acıların bir örneği olarak insanın yüreğini sızlatıyor. En temel insan hakları dahi ellerinden alınıp yokluğa mahkûm edilen Akçabay’lar, beş kişi düştükleri özgürlük yolculuğu sonunda, Meriç sınırında bindikleri botun alabora olmasıyla aileden sadece baba Murat Akçabay hayatta kalabildi. Ailesini yitiren Akçabay’ın, “Yardım edecek kimse yoktu o an, bağırdım ses yoktu. Sağa sola baktım sola baktım, kimse yoktu. Elimden gitti hepsi…” sözleri, bugün tüm dünyanın vicdanlı yüreklerine dokunuyor.

İkisi de öğretmen olan Murat ve Hatice Akçabay (36), KHK ile ihraç edikten sonra işsiz kaldılar, cezaevi korkusu yaşadılar ve Türkiye’de hukuk olmadığı için mecburen saklandılar. Tutuklanan ya da yargılanan arkadaşları aracılığıyla soruşturma dosyalarında isimlerinin geçtiğini öğrendiler. Her an tutuklanma korkusuyla yaşadılar. Sık sık adres değiştirdiler.

Bu sırada dünyaya gelen Bekir Aras’ı (1) hastaneden kaçırırcasına uzaklaştılar oradan. Doktor bir gün daha kalmasını istedi annenin, ama onlar tüm mesuliyeti üstlenerek çıktılar hastaneden. Saklandıkları için Bekir Aras’ı hastanelere götürmeye çekindiler. Anne sütü gelmiyordu, Bekir Aras gelişmiyordu, tedavi olması gerekiyordu. Ama yakalanma korkusuyla bu tedaviler bile yapılamadı.

Ahmet Esat (6) ve Mesut (5) ise saklanan anne babalarıyla birlikte ev ev dolaşıyordu. Okula gidemiyor, sokağa çıkamıyor, sinemaya gidemiyorlardı. Mesut bir gün babasından köpek almasını istedi. Annesi, “Ama köpek ya da kedi gelirse ben giderim, duramam evde” dediğinde, “gidebilirsin” diyecek kadar hayvanları çok seviyordu.

Yola çıkmadan önce çok düşündü Akçabay çifti, çocukları yanlarında mı götürseler yoksa geride mi bıraksalar diye. Ahmet Esat ve Mesut’u bırakıp, şartlar düzelince onları da yanlarına almayı düşündüler. Ancak sonunda “ne yaşarsak birlikte yaşayalım, ayrılmayalım” düşüncesi baskın çıktı. 18 Temmuz 2018 gecesi Edirne’de kaçakçılarla buluştular. Hava durumuna bakıp yağmur olduğunu gören baba Akçabay, tedirginliğini kaçakçılarla paylaştı ancak onlar, “Daha dün birileri geçti, botun altı yere değecek kadar sular çekilmiş durumda” diyerek onu ikna ettiler.

Bota binmeden önce yanlarına beş adet can yeleği almışlardı. Ancak kaçakçılar “yük olur” diyerek onları geride bırakmalarını, lazım olursa kendilerinin can yeleği temin edeceklerini söylediler. Göz göze gelen Akçabay çifti, üç can yeleği olan poşetle iki tane olanı karıştırıp tek poşetle yola düştü. Meğer iki can yeleği olan poşeti almışlar…

Engebeli yollardan, arazilerden geçerek nehre ulaşmaya çalıştıkları yürüyüş sırasında kaçakçılar onlara bağırdı, çağırdı, hızlı olmaları konusunda sık sık uyardı. “Yola düşünce ipiniz sizin değil, artık kaçakçıların elindedir” diyor Murat Akçabay bu durumu anlatırken. Küçük bebekleri Bekir Aras’a dört-beş kaşık uyku ilacı içirmişlerdi yola çıkmadan ancak Bekir Aras yolda uyandı, ağlamaya başladı. Kısa bir süre mola verdiler, anne Hatice Akçabay onu uyutmaya çalıştı. Bu sırada elindeki poşetten bir can yeleğini Ahmet Esat’a giydiren baba Akçabay, ikincisini de kendine değil eşine giydirmek istiyordu. Nehir kenarında bir fırsatını bulup giydiririm diye düşündü. Gecenin karanlığında nehir kenarına vardıklarında uzaktan gelen bir ışığı fark etmeleriyle kaçakçıların panikle herkesin bir an önce bota bindirmeleri saniyeler sürdü. “Asker geliyor, yakalanacağız” diyen kaçakçılar onları hızlıca botlara bindirdi. Murat Akçabay, can yeleğini eşi Hatice’ye yine ulaştıramadı, birkaç saniye süren bu hengâmede.

Zifiri karanlık gecede, ay ışığının biraz aydınlattığı Meriç’te önce bir kıyıya vardılar ama orası yerden iki üç metre yüksekti. Oradan çıkamayacaklarını düşünerek tekrar nehrin ortasına çevirdiler botu. Kıyıya yanaşırken suyun içinde yüzen bir ağaç parçasına çarptılar. Yan yatan bot hızlıca su almaya başladı. Kaçakçılar hemen suya atlayıp gözden kayboldular. Ahmet Esat ve Mesut’u alan Murat Akçabay, bir anda suyun içinde buldu kendini. Bekir Aras ise annesinde kalmıştı.

Suya düştükten sonrasını Murat Akçabay anlatıyor: “Mesut’la Ahmet Esat’ı tuttum, 150-200 m kadar gidebildik. Bir yerde ağacın dalını tuttuk. Ağacın ucundayız, sağlam bir dal değil. Ahmet Esat tuttu dalı. Ben Mesut’u bırakmıyorum, dal diğer elimde. Kollarımda derman kalmadı. İki çocuk kolumda ne yapacağımı bilemedim. Mesut düştü elimden. O düşünce, peşinden atlasam mı diye düşündüm ama bu sefer de Ahmet Esat ne olacak diye düşündüm. Bıraktım Ahmet Esat’ı, düştüm Mesut’un peşine. İleride yakaladım onu. Ama gözleri kaymıştı. Ölmemiş belki ama iyi de değildi, o an bunu düşündüm. Zifiri karanlık, ay ışığı var. Mesut, acaba öldü mü diye kendime çevirdim. Gözleri ayrılmıştı. Öldü mü ölmedi mi emin değilim ama ölmek üzere. Bir 40-50 metre daha gittik. Aklım Hatice’yle Bekir Aras’ta. Neredeler bilmiyorum. Mesut’un batmaması lazım diye düşündüm, tam kaldırdım bu sefer de ben battım. Çıkmaya çalışıyorum. Ahmet Esat’ın sesini duyuyorum baba baba diyor, Mesut’tan ses yok. Ben ölürsem hepsi ölür, güç ver diye Allah’a yalvarıyorum. Birden kendime geldim, nehir beni taşıyor. Ahmet Esat, Mesut diye bağırdım ses yok. Sadece ışık var, ay ışığı. Elime bir dal geldi, onu tuttum. Çocuklar gitmiş, Hatice gitmiş. O sırada bir ses duydum. ‘Hatice sen misin?’ diye bağırdım, ‘benim’ dedi, ağaç dalına tutunmuştu Bekir Aras’la. Sakın bırakma geleceğim dedim. Ses ver neredesin dedim, ama cevap gelmedi. Nereye gideyim, nereye yüzeyim bilmiyorum. Gitti. Mahşeri yaşamak nedir bilmiyorum ama herhalde o mahşerdir. Hepsi elimden gitti…”

O geceden iki gün sonra birbirine sarılmış halde önce Hatice Akçabay’la Bekir Aras’ın ondan birkaç gün sonra da Mesut’un cansız bedenine Türkiye tarafında ulaşıldı. Ancak Ahmet Esat’ın cesedi aradan 15 ay geçmesine rağmen hala bulunamadı. Hatice Akçabay ve iki oğlunun cenazesi Karaman’da toprağa verildi, Murat Akçabay eşinin ve çocuklarının cenazelerine katılamadı. Her gün balıkçı kahvelerine gitti, balıkçılara bir şey görüp görmediklerini sordu. Türkiye tarafındaki ceset arama çalışmalarına katılan Murat Akçabay’ın kardeşi de gözaltına alınıp tutuklandı.

Akçabay ailesinin fertleri Türkiye’deki zulümden kaçarken Meriç’in sularında son nefeslerini verdi. Hâlâ Türkiye’deki on binlerce insan ‘her şeyi’ göze alarak ülkeden çıkıyor ya da çıkmayı düşünüyor. Ne yazık ki dikta rejimine desteğini sürdüren Türkiye toplumunun çoğunluğu, Akçabay’larınki gibi sayısız ailenin fotoğraflarda kalan gülüşlerinin vicdanlarına tesir etmesine izin vermiyor. Kitle iletişim araçları da bu dokunaklı hikâyeleri halktan gizliyor.

Akçabay Ailesinin Resimleri