AİLE BOYU ZULÜM: ÖZCERİT AİLESİ

Türkiye’de 15 Temmuz sonrası başlayan Tenkil sürecinde Özcerit ailesinin başına gelenler, insanlığı utandıracak düzeydedir. Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit, Sakarya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde görev yapan başarılı bir akademisyendi. KHK ile ihraç edildikten sonra 27 Temmuz 2016’da gözaltına alındı, 6 Ağustos 2016’da tutuklandı. ‘Çok fazla ülke gezmek’ ve ‘TÜBİTAK projelerinde hakemlik yapmak’ kendisine atfedilen suçlamalardan bazıları. Özcerit, üç hafta Sakarya Ferizli Cezaevinde kaldıktan sonra ailesinden daha uzak bir şehre Bandırma Cezaevine sevk edildi.

Ahmet Turhan Özcerit tutuklanmadan önce safra kesesindeki sıkıntılar yüzünden karın ağrıları çekiyordu. Bu ağrılar cezaevinde arttı, fakat daha farklı bir sorun vardı. Ağrılarla birlikte iştahı kesildi, zayıfladı. 30 kilo kaybetti ve gün geçtikçe kötüleşmeye başladı. Ağrıların devam etmesi üzerine revire başvurdu ama her seferinde koğuşuna geri gönderildi. Mart 2017’de ailesine gönderdiği bir mektupta yazdığına göre, Özcerit revire gider ve hastaneye sevkini ister. “200 kişilik hastane sırası var” denilir ve eline birkaç ağrı kesici tutuşturulur.

Şikayetleri geçmez. Artık makattan kan gelmeye başlar. Buna rağmen hastaneye gönderilmez. Temmuz 2017’de koğuşunda yarı baygın hale gelince hastaneye kaldırılır ama artık çok geçtir. Özcerit, cezaevinden yaşadığı yoğun stres ve kötü muamele yüzünden kalın bağırsak kanseri olmuştur. Üstelik kanser ilerlemiş, karaciğere ve akciğere metastaz yapmıştır.

Özcerit, hastanenin mahkum koğuşuna koğuşuna yatırılır. Tek başınadır. Mamayla beslenir. Eşini sadece haftada bir kez, 15-20 dakika görmesine izin verilir. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk ameliyatını olup ölümden döndükten sonra doktorları 5 aylık ömrü dile getirmesine rağmen, 2 heyet raporu yazılır ve bu raporlarda cezaevinde kalabileceği belirtilir. Heyetteki doktorlar korkularından cezaevinde kalamaz raporu bile veremezler. Oysa 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre hasta tutukluların cezaları iyileşene kadar ertelenmesi gerekiyor.

Özcerit, sosyal medyada oluşan yoğun baskı sonrası 20 Eylül 2017’de tahliye edilir. Geç teşhis, ilerleyen hastalık nedeniyle yorgun düşen vücudu tedaviye cevap vermez ve 12 Şubat 2018’de hayata gözlerini yumar. Özcerit ailesini, herkes hastane sürecinde çektikleri bu fotoğraflarla daha yakından tanıdı. Babalarına moral vermek için yüzünden tebessümleri eksik olmayan çocuklarının şimdi boynu bükük.

Oğlu Sinan Özcerit, babasının yaşadıklarını milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na şöyle anlatır:
“Evimizi didik didik ettiler. Bir şey bulamadılar. Bazı çocuk kitaplarını aldılar. Babamı götürdüler. 3 gün boyunca babamı aradık. Hiçbir kurum cevap vermedi. 3 gün sonra bulduk ve temiz çamaşır götürdük. Gözaltı koşulları korkunçmuş. İç çamaşırlarıyla bırakmışlar. Elleri kelepçeliymiş. Su istediklerinde ‘Size su bile yok’ demişler. Babamı dövmüş, işkence etmişler, darp raporu var. 4 kişilik yerde 20 kişi kalıyormuş. 3-4 saat nöbetleşerek uyumuşlar. Uyuyacak yer bile yokmuş. Cezaevinde 1 ay boyunca sancılarından dolayı kıvrandı ve tek yaptıkları -bir lütufmuş gibi- 5-6 günde bir revire götürüp ağrı kesici verip geri göndermekti.”

Özcerit ailesinin başına gelenler, bu iç parçalayıcı ölümle sınırlı kalmadı. Onlara destek verenler, selam verenler dahi rahatsız edildi. Cenaze günü polis rahat vermedi. ‘Cenaze evi kalabalığından’ rahatsız olduğunu söyleyen bir komşu, polise şikâyette bulundu ve ekip eve gelerek onları en acılı günlerinde rahatsız etti.

Mayıs 2019’da ise eşi Esra Özcerit ve kızı Senanur Özcerit bir sabah Sakarya’daki evlerinde gözaltına alındı. Eşi, akrabalarını ve aile dostlarını arabayla taşımak, kızı üniversiteden arkadaşlarını yemeğe davet etmekle suçlanıyordu. Oluşan tepki nedeniyle Esra Özcerit ifadesi alındıktan sonra o gün, Senanur ise üç gün sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Özcerit ailesi hala adım adım takip ediliyor, kimlerle görüşüyorlar, kimlerle irtibat halindeler izleniyorlar. Fiziki polis takibinin yanı sıra, telefonları, sosyal medya hesapları da gözetim altında tutulan Özceritler, Türkiye’deki fiili baskının ve zulmün en somut kanıtlarından biridir. Ahmet Turan Özcerit’in cezaevinden oğlu Sinan’a yazdığı mektubu, şiirleri ve hapiste kullandığı ayakkabısı ve tişörtleri Tenkil Müzesinin envanterine bu zulmün bir nişanesi olarak kaydedildi.

Özcerit mektubunda oğluna nasihatte bulunuyor ve “Herkesi kendi değerleriyle kabul et ve önyargılarını bir kenara bırak. Tabi ki değerlerin ve hareketlerin tutarlı olsun. Adalet ve doğruluk birinci önceliğin olsun ve bu konularda taviz verme, zor bir yoldur ama esas kazanç buradadır.” diyor.

Tenkil Müzesi Enstalasyon Eşyaları ve Diğer Fotoğraflar